- [ TELEFON: 0532 477 13 72 ] -

HİZMETLERİMİZ

YAZILARIM

PSİKOTERAPİ NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Psikoterapinin bir tanımını yapacak olursak, olumlu yönde değiştirici etkisi olan sözlü sözsüz her tür iletişim biçimine verilen addır. Dolayısı ile olumlu etki yaratan her türlü iletişim biçiminin, aslında bir tür terapi etkisi yarattığını söyleyebiliriz. Örneğin, öğretmen–öğrenci, hekim–hasta ya da kadın – erkek ilişkisindeki olumlu yönlerin, bir tür terapi etkisi yarattığını söyleyebiliriz.

 

Ancak profesyonel anlamdaki psikoterapi biraz daha farklı bir anlam taşır. Profesyonel anlamda uygulanan psikoterapide terapist, saydığımız ilişkilerdeki iyileştirici gücü terapi odasında sistemli bir şekilde kullanır. Çünkü terapist, bu ilişkilerdeki iyileştirici gücün terapilerde nasıl kullanacağı konusunda eğitim almış, zengin insan ilişkileri ile kazandığı deneyimleri bu bilgilerle sentezleyebilmiştir. Dolayısı ile bir psikoterapistle girilen terapi süreci, yukarıda bahsettiğimiz tüm ilişki biçimlerindeki iyileştirici etkinin yoğun ve sistemli bir şekilde terapi odasında uygulanmasıdır.

Psikoterapinin tam olarak ne olduğu bazı meslektaşlarımız dahil olmak üzere birçok kişinin kafasında henüz tam olarak netleşmemiştir. Öncelikle şunu kesin olarak belirtmek gerekir ki psikoterapi, psikoloji, sosyoloji, tıp ve sanat gibi bir çok dalla temas halinde olmakla birlikte, bunlardan ayrı, tamamen özerk bir alandır. İçeriği itibarı ile, sadece bir alanın sınırları içerisine değerlendirmek doğru olmaz. Bunu biraz daha açıklayacak olursak, örneğin bazı psikiyatri hastalarının sağlıklarına kavuşabilmeleri için tedavilerinin bir parçası olarak, düzenli olarak egzersiz yapmaları ya da resim müzik gibi faaliyetlerle uğraşmaları gerekir. Ancak buna dayanarak bizler nasıl ki sporu, müziği ya da resmi tıbbi bir uygulama olarak değerlendirmezsek, psikoterapiyi de tıpkı bu alanlarda olduğu gibi tıbbi bir uygulama olarak değerlendiremeyiz. Hatta psikoterapi’yi, salt psikoloji sınırları içerisinde bile değerlendirmek doğru olmaz. Bunun sebebi, psikoterapi’nin kullandığı yöntemlerin, psikolojiye göre daha farklı ve subjektif oluşudur. Psikoloji, bir bilim olması itibarı ile büyük ölçüde deney ve gözleme dayalı objektif bilgilerin ışığında ilerler. Psikoterapi ise, bu objektif bilimsel bilgilerin, terapistin yaşadığı subjektif deneyimlerle sentezlenmesi sonucunda şekillenir ve ilerler. Dolayısı ile psikoterapi, başta psikoloji olmak üzere tüm alanlara ait bilimsel verileri temel almakla birlikte, sadece bir alanın sınırları içerisinde değerlendirilemez. Bu yönü ile psikoterapi, tamamen ayrı ve özerk bir alandır.

 

TERAPİLERİN DÖRT TEMEL BİLEŞENİ:

Hangi psikoterapi çeşidi olursa olsun, psikoterapilerin dayandığı dört bileşen vardır ve bunlar psikoterapi’nin şeklini, kimyasını belirler. Dünyanın neresine gidersek gidelim psikoterapileri incelediğimizde, bu bileşenleri görebiliriz. Bunlar; teorik bilgi, kültürel kodlar, terapistin kişiliği ve son olarak da sezgi gücüdür.

 

  1-Teorik Bilgi:  Evrensel teorik düzeydeki kitap bilgilerdir. Psikoterapilerde ilk adım bunları kavramak ve bu bilgileri gözlemleyebilir ve uygulayabilir hale gelmektir. Kitaplarda yazan bilgiler bize insanı anlamada bizden önceki çabaları gösterir. Bunlar ise zifiri karanlıkta bir bilinmez olan insanı, ancak alaca karanlıkta nispeten görülebilir hale getirir. Bu noktadan sonra bizim bu bilgileri gerçek yaşam içerisinde gözlemleyebilir ve uygulayabilir hale gelmemiz gerekir.

Bunu bir örnekle ile açıklayalım. Eğer yüzmeyi öğrenmek istiyorsanız önce yüzme tekniği hakkında teorik bir bilgi alırsınız. Sonrasında ise edindiğiniz bu teorik bilgiyi pratiğe dökmeniz, denize girmeniz gerekir. Denize girdiğiniz anda boğulmamanız için sizi kurtaracak şey öğrendiğiniz teorik bilgilerden çok, o anda bu bilgileri gerçek yaşama uygulayabilme becerinizdir.

 

2- Kültürel Kodlar: Kitaplardan edindiğimiz teorik bilgileri yaşadığımız toplumun sosyo- kültürel yapısına göre uyarlamak gerekir. Eğer teorik düzeyde kitaplara girmiş bilgiler, kültürel kodlarla sentezlenmeden terapi odasına taşınmış ise, terapi sürecinin yürümesi mümkün değildir. Bunun sebebi terapinin sözlerle değil, duygularla yapılıyor olmasıdır. Duygular ise ancak bazı kültürel kodlarla yaşanan eşduyum ile açığa çıkar. Terapi sırasında terapist, danışanının üzerinde iyi ya da kötü bir duygusal dalgalanma yaratabiliyorsa, bu terapi sürecinin çalıştığını gösterir.  Duyguların harekete geçmesi  ise kültürel metaforların, sembollerin bulunması ve terapist tarafından işlenmesine bağlıdır.

Terapist, danışanı ile ilk karşılaştığı andan itibaren onun bilinçdışında bazı arketipleri uyarır. Danışanı ona bazı anlamlar yükler. (Büyücü, bilge, kahraman, anne, baba)  Terapist, eğer yaşadığı toplumun kültürel yapısını iyi tanıyorsa, danışanının bilinçdışında hangi arketipi uyardığını bilir ve danışanın yüklediği rolü taşıyabilir. Bu ise terapide, danışanla arasında yakalanması gereken eşduyum için gereklidir.

 

3- Terapistin kişiliği: Evrensel teorik düzlemdeki bilgileri kültürel kodlarla yoğuran terapist, bu bilgileri kendi kişilik özelliklerine de yedirmek zorundadır. Psikoterapide terapist, bilerek yada bilmeyerek danışanına kendi ruh halini bulaştırır. Bu da terapistin  kendini tanıma ve anlama süreci içerisine girmesini zorunlu kılar. Ancak kendini tanıma sürecinden başarılı bir şekilde geçmiş bir terapist, danışanına bu sağlıklı ruh halini bulaştırabilir. İyileşme dediğimiz şey ise büyük oranda bunun sonucunda gerçekleşir.

 

4- Sezgi Gücü: Bilginin, kültürel kodların ve terapistin öznel deneyimlerinin tükendiği noktada devreye girer. Bu aynı zamanda insanda yaratıcılığı oluşturan etkendir. Bunu biraz daha açmak gerekirse; bir psikoterapi seansı sırasında terapistin zihninde, danışanın anlattığı konu ile alakasız bir görüntü, söz, ya da duygu belirebilir. Bu parazit düşünceler durup dururken gelmemiştir. O esnada muhakkak danışanın sözleri, terapistin bilinçdışında bir şeyleri tetiklemiştir.  Bu ise zincirleme bir tepkiye neden olarak o parazit görüntü, ses ya da duygunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu  parazit düşüncenin analizini yapan terapist, terapisinde dördüncü boyutu yakalamış olacaktır.

 

 

 

 


Diğer yazılarım

HANGİ DURUMLARDA PSİKOTERAPİ YARDIMI ALMALIYIM ?

ANALİTİK YÖNELİMLİ BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ NEDİR ?

PSİKOTERAPİ NEDİR? NE DEĞİLDİR?

HER YÖNÜ İLE BORDERLİNE YAPILAR

HER YÖNÜ İLE REKABETÇİ NARSİST YAPILAR

MATRİX ve PSİKOLOJİ

VAROLUŞSAL SORUNLAR

KADININ DURAĞAN MUTLAK GÜCÜ